31 Temmuz 2007 Salı

No need to argue...

There’s no need to argue anymore
I gave all I could
But it left me so sore
And the thing that makes me mad
Is the one thing that I had

I knew, I knew, I’d lose you
You’ll always be special to me
Special to me
To me

And I remember
All the things we once shared
Watching tv movies
On the living room armchair

But they say it will work out fine
Was it all a waste of time?
Cause I knew, I knew, I’d lose you

You’ll always be special to me
Special to me
To me

Will I forget in time?
You said I was on your mind

There’s no need to argue
No need to argue anymore

There’s no need to argue anymore

Special...


And now, my blog plays...

Sağ tarafta görmüş olduğunuz üzere, blogumda artık benim de bir müzik çalarım var! Bundan böyle siz de benim takıntılarımı dinleyebilecek, hatta belki de kendi takıntılarınız haline getireceksiniz. Sık sık playlistimi yenileyeceğim, hem yazıları okurken de çok güzel fon müziği olur bu şarkılar, değil mi?

Bu arada bloguma bu özelliği kazandıran Radio Blog'a da teşekkürü ayrı bir borç bilirim. www.radioblogclub.com adresinden siz de blogunuza bu özelliği ekleyebilirsiniz.

E ne dinliyoruz öyleyse şimdi?

26 Temmuz 2007 Perşembe

Princess Mononoke...


Siz hiç bir animasyona vuruldunuz mu? Karakterleri gerçek birer insanmış gibi izlediniz mi? Varolmayan bir dünyanın gerçekliğine 2 saat boyunca teslim oldunuz mu?

Eğer cevabınız "hayır" ise, masalların efendisi Hayao Miyazaki'nin "Prenses Mononoke"unu izlememişiniz olabilirsiniz. Öyleyse ne yapıp edin, bir Miyazaki animasyonu ile en kısa zamanda tanışın. 66 yaşındaki bir çocuğun hayal dünyasının hayranlık uyandıran topraklarında gezinin.

Hem biz büyüklerin de bazen masallara ihtiyacı var, değil mi?

Ülkemizde yayınlanmış Miyazaki DVD'leri şimdilik;
  • Prenses Mononoke
  • Howl's Moving Castle
  • My Neighbour Totoro
  • Valley of the Wind
  • Castle in the Sky
  • Kiki's Delivery Service
Devamını heyecanla bekliyoruz...

24 Temmuz 2007 Salı

Rüya...

Hep bir rüya gördüm;

Az gitmişim, uz gitmişim,
"Balık İzlerinin Sesini" takip etmişim.
Her uyanışımda aslında yeniden uykuya dalmışım,
Kendi halinde, uslu bir masalmışım...



23 Temmuz 2007 Pazartesi

Home For The Holidays...

Haftasonu, hem oy verme hem de anne-babanın evlilik yıldönümü münasebeti ile Ereğli'deydim. Ne iyi yapmışım da gitmişim. Bol bol anne mıncıklandı, abla tarafından mıncıklanıldı, baba ile birlikte deniz kenarında balık keyfi yapıldı, aile dostları ile buluşuldu, üst-baş-iç-ayak her türlü açıdan yeni cicilere bürünüldü; eski günlerin kokusu tazelendi bir kez daha. Aşırı nem bile engel olamadı bu haftasonunun güzelliğine.

Ne iyi yapmış da Sevil ve Adnan bundan 34 sene önce karar alıp birleşmiş; yelken açmışlar "bir" olarak hayata.

Şimdi o hayat, bir sürü yeni yeni hayatın yolunu açıyor bizlere.

Teşekkürler baba, teşekkürler anne...

17 Temmuz 2007 Salı

Alternatif Fasıl Geceleri...


Geçtiğimiz Cumartesi bendeniz fasıla gittim efendim işten arkadaşlarımla. Ne kadar da çok eser bilirmişin ben Türk Sanat Musikisi'nden? Herhalde çocukken konuşmayı öğrenir gibi, annemin mırıldandığı şarkıları da kaydetmişim hafızamın bir köşesine farkında olmadan ki, uzatılan mikrofona şarkıyı daha önce hiç duymadığım halde mırıl mırıl eşlik edebildim; ya da ettiğimi zannettim. Rakı ve beyaz peynir ikilisinin uzun süredir devam eden ilişkisini bir kez daha takdir ettim!

Sahnelere veda ettikten sonra gecenin bir yarısı, soluğu alternatif müzik çalan bir barda almak da çok ilginçti doğrusu. Hani "Bu akşam bütün meyhanelerini dolaştııım İstanbul'uuuuunnn..." diyerek başlayan bir akşamın, "Oo-ee-oo I look just like Buddy Holly, Oh-oh and you're Mary Tyler Moore..." şeklinde devam etmesi, hafızalarımıza uzun süreliğine kazındı ki böyle bir gecenin (sabahın) sonu da mutlaka ama mutlaka Aspava'da bitmeliydi; o dürüm döner, cacık ile bir an önce tüketilmeliydi. Alkol sonrası çorbacı, kebapçı, midyeci, kokoreçci durumları da ayrı bir eğlence kültürü de€il mi zaten?

Eee o zaman, 1 gecede 3 farkl› eğlence; hiç fena değil doğrusu...

02 Temmuz 2007 Pazartesi

Hav hav hav!!!

Haftasonum, köpeklerle haşır neşir bir vaziyette geçti. Cuma günü dünyanın en sevimli Terrier'i Boncuk, evimizi şenlendirerek, tüm akşam hoplayıp zıpladı; çeşitli çeşitli maskaralıklarda bulundu. Gecenin sonunda ise yemyeşil gözleri yorgun düştü, kucağımda uyuyakladı.

Cumartesi gününü Pazar sabahına bağlayan gece ise, belki de dünyanın en asil köpeği Rocco ile birlikte güneşin doğuşunu izledik. Rocco iri bir Golden Retriever; bu ara en çok sahip olmak istediğim şeylerden birisi. Hiçbir hayvanın bana bu kadar anlamlı bir şekilde bakabileceğini düşünmezdim. Asil kelimesinin anlamını sorsalar, artık direkt "Rocco" diyebilirim. Sizin için canını feda edebilecek köpeklerden.

Pazar günü, Boncuk'un kankisi Kiera ile tanıştık; kendisini iri mi iri bir Kurt Köpeği olarak duymuş ve biraz korkmuştuk ama tanışınca farkettik ki aynı zamanda uysal mı uysal bir mizaca sahipmiş; dev cüssesinin altında, sıcacık bir kalp yatıyormuş.

Bakarsak, 3 güne 3 köpek; anlayacağınız köpek sevgisinin doruk noktaları yaşanıyor şu günlerde bendenizde...

Hav hav hav!!!