18 Haziran 2007 Pazartesi

The Breakfast Club...


Garip rüyanın etkisinden kurtulup, kendimi kollarına atıverdiğim biricik haftasonum da bitmiş, "Pazartesi Sendromu" denilen şey, "taaaaaakkk küüüüttt" şeklinde hatırlatmıştır kendisini bana bugün. Ama beynime çakıverilen gerçeklerden birisi de, D&R indirim reyonundan sırıtarak bakan ve kendimi satın almaktan alıkoyamadığım "The Breakfast Club" isimli, sevimli mi sevimli 1985 tarihli bir John Hughes filminin bana söyledikleridir. Hatta ki bugün izlerken ruhumuzun havalandıran Little Miss Sunshine'nın, Pieces of April'in, Station Agent'ın, Before Sunrise'ın yani Amerikan Bağımsızları'nın da öncülerindendir bence filmin kendisi.

Ama nasıl da güzel bir filmdir... Cumartesi günü okul hapsi almaktan başka, ortak hiçbir yanı olmayan 5 öğrencinin hikayesi 1.5 saatte bu kadar mı çok şey söyleyebilir? Karakterler bizlerin hayatından fırlamış gibidir. Diyaloglar ise sanki kendi ağzımızdan çıkmış...

Söyleyecek çok şey varken, hiçbir şey söylemek istememe hakkımı kullanıyorum şu an.

Gidin, alın, izleyin ve "küüüüüttt"...

Ama unutmayın;

"...each one of us is a brain, and an athlete, and a basketcase, a princess and a criminal."

Sincerely Yours,
The Breakfast Club


0 Karalayan Var!: